rili milli anlamam ben..
ne ish?
bi ben gidemedim le. neys kaderimde yokmuş.
umalım da seneye olsun...
cunda ya cundaya cundaya gitmelerdeim
ama daha bergamaya da geleceksiniiz.ben sizi tarihi mekanlarımızda gezdirip çok çılgın bilgiler vericem.! kültürlenip geri dönüces. :)
ayvalıkı da yicez, bitiricez.. sen az daha duur saykojuum:))
sahilde dertleşmezsek göüzm açık giderim
öpenzey
frau doll der ki:
'Televizyonunu açıp da öylece bakan insanlar vardır. Sadece bir ses olsun isterler, bir görüntü yeter onlara...Düşünmekten bıkıp usanmışlarsa, kafalarındaki sesi bir an olsun susturmak istiyorlarsa yaparlar bunu..Anlamsızca bakarlar ekrana ve hatırlamazlar sonra ne izlediklerini...
Geceleri barlarda kendilerini süperstar gibi hisseder bunlar. Orda saatlerce dansedip içki içen insanlarla tanışan renkli, dertsiz kişilikler..Neden sonra, ertesi sabah belki de dünyanın en yalnızıdır onlar..Cep telefonlarına sarılıp tanıştıkları insanın msj atmasını beklerler ama kendilerini içlerindeki umudun söndüğünü hissettikleri uyanış anından itibaren kandırıyorlardır. Çaresizce her şeyin bir an için basit, sade bir rüyadan ibaret olduğuna inanırlar..Sabahın en derin,en kötü başlangıcıdır durdukları yer...
Çocukluklarını pek hatırlamazlar..Aslında geçmişe dair birkaç burukluk vardır ama söylemeye değmeyecek kadar önemsizdir tüm bunlar..Hayatlarının uzunca bir döneminde kocaman bir kara delik gibidir boşluk ve ne kadar yabancılaşsalar da çevrelerine, o kadar zorundadırlar söyleneni yapmanın. 'Ama' dercesine kilitli bir bakıştır asilikleri ve kirli, sisli bir durgunluktur hayatta her şeye olan ilgisizlikleri...Onlar hiçbir 'işe' yaramazlar!
Nereden başlayacaklarını hiç bilemezler. Çoğu zaman geç kalmışlardır herkesin çoktan uğradığı yerlere.. Ve ulaştıklarında kimsecikler yoktur oralarda..Kimsecikler ne kadar ıssızsa o kadar ıssızdır kalpleri ve çoğu zaman sadece o yaratılış yüzünden sevginin bedelini öderler tahtlarında oturanlara şefkat göstererek...Ve ,ne yazık ki, sevilmek için yalvarırlar son çabalarında!
Anlamsızca karaladıkları kağıtlarda birer sıkıntı izi bulursunuz ve dikkatlice bakmanız yeterlidir müzik dinlerken onlara..Yüzlerinde kimsenin anlamadığı teslimiyeti taşırken sadece birini, bir şarkıyı seçemezler beni bu anlatıyor diye..Bu seçimsizlikleri hayatlarının her anında onlarladır, 'en'leri yoktur onların ve kimsenin 'en'i olmak da istemezler..Buna rağmen en sevdikleri renk hiçbir zaman gri olmamıştır..Kağıtları ya beyazdır ya da siyah! Müzikleri sürekli yorulan, sıkışan, acıyan kalplerinin tek tesellisidir.. Dinlerler, dinlenirler...
Hıçkırarak ağladıkları duyulmamıştır. Evet duyulmamıştır çünkü onlar kimsenin duymadığından emin oldukları yerlerde 'hıçkırarak' ağlarlar! Hayatları ne her gün uğruna ağıtlar yakacak kadar trajiktir ne de içlerinde hiçbir korkuya izin vermeyecek kadar huzurlu. Bir şeyler yolunda gitti mi bildik bir tedirginlik yerleşir içlerine ve kalplerinde lafı edilmeye bile değmeyecek bir endişedir yaşamak!..'
Bir gün Göz dedi ki, ''Bu vadilerin ötesinde mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum.Ne kadar güzel değil mi?''
Kulak dinledi ve bir süre dinledikten sonra dedi ki, ''Fakat dağ nerede?Onu işitemiyorum.''
Sonra El konuşup dedi ki,''Ona dokunup hissetmek için boş yere uğraşıp duruyorum ama dağı bulamıyorum.''
Ve Burun dedi ki,''Dağ yok, kokusunu alamıyorum.''
Sonra göz başka tarafa döndü ve diğerleri aralarında Göz'ün garip hayali hakkında konuşmaya başladılar.Ve dediler ki,''Göz'e bir sheyler olmuş olmalı.''
I Never Promised Anyone a Rose Garden
nasıl delirdi anlatayım..bir gece bi zevk keşfetti ama odasına damlayan şeytanla meleğin münakaşasına tanık oldu hangisini seçeceğini şaşırdı ve arada kaldı...
ona göre artık o bazen erdemli bazen sapık...